CAMILER VE KÜLLIYELER
Müslümanlarin içinde topluca ibadet ettikleri mekanlar olan camiler, günümüzdekinden farkli olarak tarihte ibadethane vasfinin yani sira sosyal ve egitsel birçok isleve de sahip olmuslardir. Insanlarin biraraya gelip kaynastigi, toplumsal sorunlann konusulup tartisildigi, din adamlarinin hutbe, vaaz ve cami derslerinin takip edildigi yerler olagelen camilerin, Islam kent hayatinda her zaman çok merkezi bir konumlari vardir.
Islamiyet'te cami yapmak tesvik edildigi ve övüldügü için kentler camilerle donatilmistir. Bir Islam kent silüetinin en önemli ögesi, camiler ve onlarin. göklere yükselen minareleridir. Bu camiler devlet yöneticileri, hayirsever zenginler veya halk tarafindan yaptinlmistir.
Külliye ise, bir cami ve etrafinda kümelenen egitim (medrese, kütüphane, sibyan mektebi), saglik (sifahane, bimarhane) kuruluslarinin yani sira insanlarin su ihtiyacini karsilayan çesme ve sebil, yoksullarin barindigi tabhane, hamam, muhtaçlara bedava yemek dagitilan ashane, imaret ve darüzziyafe ile bu yapilar topluluguna gelir temin ederi arasta ve han; ayrica buraya gömülen kimselerin türbe ve mezarlari ile ezan vakitleri ve kiblenin yönünü belirleyen muvakkithaneden olusan bir kompleksi ifade eder.
Fakat, bir külliyede bu yapilarin tamaminin bulunmasi zorunlu degildir. Bu açidan Istanbul'daki külliyeler incelendiginde Fatih, Bayezid, Sehzade, Süleymaniye ve Sultan Ahmed gibi padisahlar tarafindan yaptirilan büyük külliyelerin yukarida siralanan yapilarin bir çogunu bünyesinde bulundurdugunu ve bu külliyelerin bütün kent halkinin ihtiyaçlarina hitap ettiklerini görüyoruz. Bunlarin yaninda sadece birkaç mahallenin ihtiyaçlarini karsilamaya yönelik ve külliyedeki unsurlardan bir kismina sahip daha küçük külliyeler de vardir.
Osmanli Devletinin diger birkaç sehrindeki küçük istisnalar hariç tutulacak olursa külliyeler Istanbul'a özgü yapi kompleksleridir ve Istanbul'da hem sehircilik anlayisinin hem de sehir hayatinin en önemli ögesi olmuslardir. Özellikle büyük külliyeler, Bizans döneminde de sehrin en önemli kisimlan olan alanlara insa edilmis; kent bu külliyelerin etrafinda gelismis, sehir hayati bu külliyeler civarinda sürmüs ve kentin görünümünü bu külliyeler sekillendirmistir.
AHI ÇELEBI CAMII
Eminönü'nde, Haliç kiyisinda, Istanbul Ticaret Odasi'nin yanindadir. Insa tarihi ve mimari tam olarak bilinemeyen cami, 1500'lerin baslarinda Fatih Darüssifasi'nda bashekimlik yapan Ahi Çelebi tarafindan yaptirilmistir. Günümüzde harap durumda bulunan ve mimari açidan pek fazla bir özelligi olmiayani cami, Evliya Çelebi'nin ünlü rüyasini gördügü cami olmasi hasebiyle Istanbul folklorunda önemli bir yer tutar.
ARAP CAMII
Galata'da, Tersane Caddesi, Galata Mahkemesi Sokagi'ndadir. Haliç'in Galata yakasindaki en büyük camidir.
Bu caminin Istanbul'u kusatan Araplar tarafindan yaptirildigina dair bir efsane vardir. Ama bu tarihsel verilerle çatismaktadir. Aslinda Istanbul fethedildiginde burada bir kilise vardir. Bu kilise Fatih Sultan Mehmed tarafindan Galata Camii adiyla 1475 yilinda camiye.dönüstürülmüstür. 1492'de Endülüs'ten göçeden Araplar bu cami etrafina yerlestirildikten sonra Arap Camii ismini almistir. Dönem dönem tamirat görmüs ve bazi degisikliklere ugramistir. 1913 yilinda yapilan tamirat sirasinda zeminden çikan Cenevizlilere ait kitabeli ve armali mezar taslari Arkeoloji Müzesine tasinmistir.
Cami dikdörtgen planli ve gotik tarzda bir yapidir. Kiliseye ait çan kulesi de minareye dönüstürülmüstür. Bu minare Endülüs'teki minarelere çok benzemektedir.
ATIK ALI PASA KÜLLIYESI
Çemberlitas'da, Yeniçeriler Caddesi üstünde bulunmaktadir ve IIstanbul'daki en eski Osmanli eserlerinden biridir. 1496 yilinda Osmanli Sadrazami Hadim Atik Ali Pasa tarafindan yaptinlmistir. Su an cami, medrese ve türbesi bulunan külliyenin imaret, kervansaray ve tekkesi günümüze kadar ulasmamistir.
Sedefçiler Camii , Eski Ali Pasa Camii, Çemberlitas Camii , Dikilitas Camii, Vezirhani Camii, Sandikçilar Camii adlariyla da ,anilan Atik Ali Pasa Camii kesme küfeki tastan yapilmistir ve ters T
planlidir. 24 m . yüksekligindeki 12.50 m . çapli büyük kubbenin eteginde 16 pencere yer alir. Kubbe dört fil ayagina oturur. Bu kubbeyi küçük dört kubbe ile mihrab tarafindan büyük bir yarim kubbe destekler. Mihrab ve minberi beyaz mermerdendir.
cemaat yeri 5 kubbelidir. Sagda tek serafeli bir minaresi vardir.
Haziresinde kime ait oldugu bilinmeyen bir türbe ve XVII. yüzyila ait mermerden mezarlar bulunmaktadir. Medrese ise caminin karsisinda yer almaktadir.
AYASOFYA KÜLLIYESI
Sultanahmet semtinde, Sultan Ahmed Camii'nin karsisinda yer alir. Dünya mimarlik tarihinin en önemli eserleri arasinda sayilan bu eser, aslinda bir kilise olarak insa edilmistir. Insasina Bizans Imparatoru I. Konstantin zamaninda baslandi, fakat ancak 360 yilinda, II. Konstantin'in imparatorlugu döneminde tamamlanabildi. Bu ilk Ayasofya çikan bir isyanda kismen yandi. II. Theodosios tarafindan onarilarak 415 yilinda yeniden ibadete açildi. Ama 532'deki ayaklanma sirasinda bu kez, tamamen yandi. Olaylar sona erince Imparator Jüstinyen, buraya muhtesem bir mabed yapmaya karar verdi ve Bati Anadolu'lu iki mimar-mühendis olan Isidoros ve Anthemios'u görevlendirdi. Yapim için bütün Akdeniz ülkelerinden malzemeler getirildi; Anadolu'daki, Artemis Tapinagi da dahil olmak üzere, bazi pagan tapinaklarinin sütunlari sökülerek Ayasofya'da kullanildi. Insasi bes yilda tamamlandi ve Ayasofya 537 yilinda yeniden ibadete açildi. Günümüze kadar ulasan yapi, Jüstinyen'in yaptirmis oldugu bu kilisedir.
Ayasofya o tarihten günümüze kadar zaman zaman tahribata ugradi, yeniden tamir edildi ve eklentiler yapildi. Ama özelligini hiçbir zaman yitirmedi.
Ayasofya, en kötü günlerini Latin istilasi döneminde yasadi; yagmalandi, harap edildi, birçok degerli esyasi alinarak Avrupa'daki kiliselere götürüldü. 1261'de sehir tekrar Bizans'in eline geçtiginde, Ayasofya oldukça tahrip edilmisti. Çok kisitli imkanlarla Ayasofya ihya edilmeye çalisildi. Ama 1344 depreminde yeniden çok zarar görecek, hatta kubbenin bir bölümü de dahil olmak üzere, bazi kisimlari çökecektir. Bu sirada gittikçe fakirlesen Bizans, Ayasofya'yi hemen tamir ettiremeyecek; Ayasofya bir müddet kapali kalacaktir. Daha sonra toplanan özel vergi ve bagislarla 1354'te yeniden tamir edilecektir.
Bütün bunlara ragmen Ayasofya, Latin istilasindan Istanbul'un fethine kadar.eski ihtisamli günlerine bir daha geri dönememistir. Sehir fethedildikten sonra Fatih Sultan Mehmed, dogruca Ayasofya'ya gidecektir. Ama Ayasofya çok haraptir. Bu harap ama muazzam mabed, ayni gün kiliseden camiye dönüstürülecek ve böylece Ayasofya için yeni bir dönem baslayacaktir.
Camiye dönüstürüldügü günden itibaren Ayasofya, özellikle Osmanli sinirlari içerisinde yasayan Müslümanlar için çok büyük bir öneme sahip olacak, yüzyillar boyunca hatirlatan bir sembol olarak bu önemini devam ettirecektir.
Fatih, Cami'ye gelir saglayacak birçok mülk vakfetmis, bir mihrap, minare ve medrese yaptirmistir. Ayasofya fetihten sonra sürekli özen gören bir camii olmus ve yapilan eklerle muazzam bir külliyeye dönüsmüstür.
Sultan II. Bayezid tarafindan bir, Sultan II. Selim tarafindan iki minare daha eklenmis, Sultan I. Mahmud tarafindan ise 1739-1740 yillarinda sanat sahaserleri olan sadirvan, sibyan mektebi, ashane-imaret, kütüpharie ve yeiii bir hünkar mahfili ile mihrap insa edilmistir. Ayrica daliii önce sadece yüz kisimlari sivayla kapatilmis bulunan mozaikler de, bu tamirat ve ekler esnasinda tamamen sivayla örtülmüstür. Ayasofya ayni zamanda birçok padisahin gömüldügü bir külliye olmustur. Sultan II. Selim, Sultan III. Murad, Sultan III. Mehmed, Sultan I. Mustafa ve Sultan Ibrahim ile bazi hanedan mensuplarinin türbeleri Ayasofya Külliyesi'ndedir.
Cumhuriyet'ten sonra, savas yillannda bakimsiz kalan Ayasofya bazi küçük tamiratlar gördü. 1932 yilinda, Türk Hükümeti'nden izin alan A.B.D. li bilim adamlari mozaikleri ortaya çikarmak üzere çalismalar baslattilar. Bu çalismalar devam ederken herhangi yazili bir karara dayali olmaksizin Ayasofya 1934 yilinda müzeye dönüstürüldü ve 1935 yilinda müze olarak ziyarete açildi. Su anda da müze olarak kullanilmaktadir. Caminin sonsuz kozmosu temsil ettigine inanilan genis kubbesi çok etkileyicidir. Hele bu kubbenin 530'lu
yillarda yapilabilmis olmasi, Ayasofya'yi daha da önemli hale getirmektedir. Içinde bulunan mozaikler ugramis olduklari tahribata ragmen, hala dünyadaki en degerli mozaikler arasindadir. Ayrica Osmanlilarca Ayasofya'ya yapilan eklemeler, onun orjinalligini bozmamis aksine daha da güzellestirmistir. Camii içerisinde yer alan 7.5 metre çapindaki hatlar, bir dantel görünümündeki tas islemeciligi ve çiniler paha biçilmez degerdedir. Külliyeyi olusturan sibyan mektebi, türbeler, sebiller ile sadirvan da mimari açidan çok önemlidirler.
AYAZMA CAMII
Üsküdar'da, Salacak'la Semsipasa semtleri arasinda, Kizkulesi'nin karsisinda ve Marmara'ya hakim bir tepe üzerindedir. 1760-1761 yillannda Sultan III. Mustafa tarafindan annesi Mihrisah Emine Sultan ile kardesi Sehzade Süleyman adlanna yaptinlmistir. Mimar Mehmed Tahir Aga'nin eseridir. Caminin yerinde daha evvelce Ayazma Sarayi ve Bahçesi oldugundan bu ismi almistir.
Avrupa sanat usluplarinin etkisinde yapilmis camilerdendir. Üç kapili avludan camiye merdivenle çikilir. Minaresi tek serefelidir. 20 penceresi olan merkez kubbe dört fil ayagina dayanmaktadir. Tabani mermerlerle dösenmistir. 86 adet penceresi vardir. Minberi oymali renkli mermerden, mihrabin içi kirmizi somakidendir. Binanin dogusundaki hünkar mahfilinin duvarlarinda Italyan çinileri yer almistir. Cami içinde Hattat Seyyid Abdullah ve Hattat Seyyid Mustafa'nin yazilan vardir.
Haziresinde birçok mezar bulunmaktadir. Sol kösedeki çesme Sair Zihni'nin kitabesi ile süslüdür.
BAYEZID KÜLLIYESI
Beyazit semtinde, Beyazit Meydani'na daginik bir sekilde yayilmis haldedir. Sultan II. Bayezid tarafindan yaptirilmistir. Insasina 1500'de baslanmis ve 1505'de bitirilmistir. Mimarinin kim oldugu konusunda ihtilaf vardir. Önceleri Mimar Hayrettin veya Mimar Kemaleddin'in yaptigi düsünülürken, daha sonra yapilan bir arastirmada Yakubsah bin Sultansah ismi ortaya atilmistir.
Külliye, bir cami, ashane-imarethane, sibyan mektebi, tabhaneler, medrese, hamam ve kervansaraydan olusur Kendisinden daha önce yapilmis bulunan Fatih Külliyesi'nden farkli olarak simetrik yapilar seklinde degil, daginik bir sekilde insa edilmistir.
Külliyenin merkezi Bayezid Camii'dir. 16.78 m çapindaki ana kubbesi dört ayak üstüne oturtulmustur. Cami yerine külliyeye dahil bulunan tabhaneye bitisik minareleri, bu caminin ayirdedici özelliklerindendir. Bu nedenle iki minare arasindaki mesafe 79 metredir. Cami içerisindeki tas ve ahsap isçiligi ile vitraylar yüksek sanat degerine sahiptir. Avlu dösemesi ve sadirvanin sütunlari Bizans'tan kalma malzemenin yeniden islenmesi ile elde edilmistir. Özellikle sadirvan sütunlarinda Bizans izleri görülebilmektedir.
Külliyenin imarethane ve kervansarayinin bugüne ulasan kismi Beyazit Devlet Kütüphanesi tarafindan kullanilmaktadir ve caminin solunda yeralir. Medrese ise caminin saginda ve oldukça uzaginda yapilmistir. Günümüzde Türk Vakif Hat Sanatlari Müzesi olarak kullanilmaktadir. Külliyenin hamami medreseden de uzakta, Ordu Caddesi üzerinde, Edebiyat Fakültesi'nin yanindadir. Caminin kible tarafindaki boslukta ise türbeler bulunmaktadir. Sultan II. Bayezid'in, kizi Selçuk Hatun'un ve Tanzimat Fermani'nin mimari Mustafa Resid Pasa'nin türbeleri buradadir.
BEYLERBEYI CAMII
Bogaziçi'nin Anadolu yakasinda, Beylerbeyi Iskelesi yaninda ve deniz kiyisindadir. Sultan I. Abdülhamid tarafindan 1778 yilinda annesi Rabia Sultan'in anisina yaptirilmistir. Mimar Tahir Aga'nin eseridir. Camii barok üslubundadir ve kesme tastan insa edilmistir. 55 pencereli, iki minareli, sekizgen tabana oturan bir yapidir. Tek kubbesi vardir, mihrabin önündeki alan ise yarim bir kubbe ile örtülüdür. Iç yüzeyi kalem isiyle süslenmistir. Cami hem Osmanli, hem de Avrupa çinileriyle kaplanmistir. Bu haliyle cami adeta farkli kültürlerin bir araya geldigi bir sergi görünümündedir.
DOLMABAHÇE CAMII
Dolmabahçe Sarayi'nin güneyinde, sahilde yeralir. Sultan Abdülmecid'in annesi Bezmiâlem Valide Sultan tarafindan yaptirilmaya baslanmis ama vefati ile Sultan Abdülmecid insasini sürdürmüstür. Cami 1855 yilinda tamamlanmistir, mimari Garabet Balyan'dir. Barok üslubuyla yapilmis süslü camilerdendir. Cami Saraya bitisik oldugu için, ön kismina hünkar ile devlet ricalinin ibadet edebilecegi, selamlik töreni ve bulusmalarin yapilacagi iki katli bir hünkar mahfili insa edilmistir. Cami mimarimizde ender olarak rastlanan yuvarlak pencere düzeni, tavuskusu kuyrugunu andiran biçimiyle yapiya degisik bir görünüm kazandirmaktadir. Tek serefeli iki minaresi vardir. Iç cephesi barok ve ampir üsluplarin karisimindan olusan bir dekorasyona sahiptir. Kubbeden kiymetli bir avize sarkmaktadir. Mihrap ve mimber kirmizi somaki mermerdendir.
EYÜP SULTAN KÜLLIYESI
Eyüp Semtinin merkezinde, Haliç kenarindadir. Külliye, camii , türbe, hamam ve günümüze ulasmayan medrese ve imaretden olusmaktaydi. Külliyenin ilk insa edilen kismi türbedir. Bu türbe, sahabe olan ve Hz. Muhammed'i Medine'ye ilk geldiginde evinde misafir eden Hz. Ebu Eyüb el-Ensari'ye aittir. Halk
arasinda "Eyup Sultan" olarak isimlendirilen bu zat, Emevilerin 668-669 daki Istanbul kusatmasina katilmis ve sehid olmustur. Mezarinin bulundugu yer Istanbul'un fethinden sonra, Fatih Sultan Mehmed'in hocasi Aksemseddin tarafindan bir rüyada kesfedilmistir. Fatih, bu mezarin üzerine türbe insa ettirmistir.
1459 yilinda ise yine Fatih Sultan Mehmed tarafindan, türbenin yanina cami, medrese, imaret ve hamam yaptirilmis, böylece külliye olusmustur.
Yaptinlan bu ilk cami 1766 depreminde çok büyük zarar görmüs ve tamir edilemeyegi anlasilinca, Sultan III. Selim tarafindan 1798'de tamamen yiktirilmis ve yerine yeni bir cami yaptirilmistir. Bu yeni camü 1800 yilinda tamamlanmis ve padisahin da katildigi bir törenle ibadete açilmistir. Günümüze kadar ulasmis bulunan, bu ikinci camidir.
Caminin 17.50 metre çapinda bir ana kubbesi ve 1723 yilinda eskilerine göre daha uzun olarak insa edilen iki minaresi vardir. Camii içi süslemeleri oldukça sadedir. Bu açidan 18. yüzyil camilerinden farklidir. Ama mihrabindaki altin yaldizla kaplanmis süslemeler dikkat çekicidir.
Külliyenin en önemli ögesi, diger bütün külliyelerden farkli olarak, türbedir. Türbe sekizgen planli ve tek kubbelidir. Türbe disindaki ve iç duvarlarindaki çiniler, ahsap sandukanin üzerindeki simle islenmis yazilarla süslü örtü ve sandukanin önünde bulunan saf gümüsten korunagin herbiri, birer sanat sahaseridir.
Külliyeye dahil olan hamam günümüze kadar ulasabilen en eski Osmanli hamamidir. Medrese ve imaret ise günümüze ulasmamistir. Ayrica, Eyüb Sultan'a verilen büyük degerden ötürü, bir çok kimse mezarinin burada olmasini istemis; bunun neticesinde de külliyenin etrafi yüzlerce yil boyunca türbe ve mezarlarla kaplanmistir. Etrafinda bulunan bu türbeler ve mezarlar, Külliyeye ayri bir özellik kazandirmistir.
Eyüp Sultan Külliyesi ve özellikle de türbesi tarih boyunca hep oldugu gibi, bu gün de hem Istanbul, hem de diger sehirler de yasayan bir çok insan için çok önemli bir ziyaretgahtir. Tahta çikan padisahlarin kiliç kusanma törenlerinin de yapildigi bu mekan sadece halk için degil, devlet ricali için de önemli olmustur. Aynca mistik havasi ile Istanbul'un veçhelerinden birinin temsilcisidir.
FATIH KÜLLIYESI
Külliye ile ayni adi tasiyan semtte, Fevzi Pasa Caddesi'nin Haliç tarafi boyunca uzanir. Fatih Sultan Mehmed tarafindan mimar Atik Sinan'a yaptirilan külliye 1463-1470 yillari arasinda insa edildi.Külliye, o döneme kadar Türk-Islam mimarisince yapimi eklestirilen en büyük bina kompleksi olup, klasik mimarimizin ulastigi önemli bir merhaleyi temsil eder.
Külliye bir cami etrafinda çok planli sekilde yerlestirilmis medreseler, kütüphane, sifahane, tabhane, kervansaray çarsi, hamam ve daha sonra insa edilen türbelerden olusur.
Külliye ilk insa edilirken yapilan cami günümüze kadar ulasamamistir. Bugün külliyede bulunan Fatih Camii 18. yüzyilin sonlannda yapilmistir. Ilk cami, 1509 büyük depreminde agir hasara ugradi. Tamir edildi, fakat 1557 ve 1754'deki depremlerde tekrar büyük zararlar gördü, ama hep tamir edildi.1766 depreminde ise büyük kubbesi tamamen çöktü, duvarlari da tamir edilemeyecek ölçüde yikildi. 1767 yilinda Sultan III. Mustafa tarafindan ve eskisinden tamamen farkli bir biçimde yeniden insa ettirildi. Günümüze kadar ulasmis bulunan bu yeni Fatih Camii , Mimar Mehmed Tahir tarafindan yapilmistir.
Fatih Camii klasik cami mimarisiyle insa edilmistir, ama bezemelerde barok tarzin etkileri görülür. Dört büyük mermer sütun üzerine oturmus 26 m . çapindaki büyük kubbesini dört yarim kubbe destekler. Iki serefeli iki tane minaresi vardir. Cami içindeki kalem isi süslemelerde de barok etkisi görülür.
Külliyenin diger önemli unsuru medreselerdir. Caminin iki tarafinda da bulunan medreseler Istanbul'da üniversitenin temeli olmus ve kentin bir egitim merkezi haline gelmesini saglamistir. Zaman içinde çesitli tamirat geçirmis medreselerin bir kismi yol yapim çalismalari sirasinda tamamen yok edilmistir. Günümüze bu medreselerden sekiz tanesi ulasmistir. Caminin kible yönünde, camiye bitisik bir kütüphane binasi 1724 yilinda insa edilmistir. Bu kütüphanenin biri disariya, digeri ise camiye açilan iki kapisi vardir ve kubbelidir. Fakat günümüzde bu kütüphaneye ait kitaplar, Süleymaniye Kütüphanesi'nde muhafaza edilmekte, bina ise tamir görmektedir.
Külliyenin kible yönünde Fatih Sultan Mehmed'e, esi Gülbahar Hatun'a ve Sultan II. Mahmud'un annesi Naksidil Sultan'a ait üç türbe bulunmaktadir. Bunlarin disinda külliyenin haziresinde çok sayida büyük devlet adamina ait mezarlar vardir. Külliyeye ait kervansaray 1980'li yillarda onarilmis ve eklenen yeni dükkanlarla birlestirilerek, isyerleri olarak kullanilmaya baslanmistir. Tabhane, çarsi ve hamam ise günümüze kadar ulasmamistir.
FETHIYE CAMII
Fatih Ilçesine bagli Fethiye mahallesinde bulunan cami aslinda kilise olarak, 13. yüzyil sonlarinda Bizans Devletinin ileri gelenlerinden Mihail Glabas Tarkaniotes tarafindan insa ettirilmistir. Istanbul'un fethinden sonra 1454 yilinda patrikhane olarak kullanilmistir. 1590 yilinda Iran savaslarinda Gürcistan ve Azerbeycan'in fethedilmesiyle, fethin hatirasi olarak camiye dönüstürülmüstür. Fethiye Camii, camiye dönüstürülürken kilisenin apsis kismi yikilarak yerine kible yönüne uygun bir mihrap yapilmis, bir minare ve .medrese insa ettirilmistir.Cumhuriyetin .ilani ile müze haline dönüstürülmüs, 1955 yilinda Amerikan Bizans Enstitüsü tarafindan içindeki mozaik ve freskolar açiga çikarilmis, Türklerin yaptigi kemer sökülüp yerine eski haline uygun sütunlar yapilmistir. 1960'li yillarda yeniden camii olarak ibadete açilmistir. Camii'nin duvarlari tas ve tugla karisimidir. Dis duvarlarinda ve içerideki mozaiklerde Grekçe yazilar göze çarpmaktadir.
HIRKA-I SERIF CAMII
Fatih Ilçesi'nde, adini verdigi,semtte Muhtesip Iskender mahallesinde yer almaktadir. 1851 yilinda Sultan Abdülmecid tarafindan Hz. Muhammed'in Veysel Karani'ye verdigi Hirka-i Serif'in muhafazasi ve ziyareti için yaptirilmistir. Adini da buradan almistir.
Cami, Istanbul'un dini folklorunda çok önemli bir yere sahiptir. Saklanan hirka 17. yüzyil baslarinda, el-Karani sülalesinden olan Sükrullah Üveysi'den Sultan I. Ahmed'in fermani ile alinmis, muhtelif yerlerde muhafaza edildikten sonra bu amaçla insa edilen cami içindeki yerine konulmustur.Ramazan ayinin on besinden Kadir gecesine kadar öglen ve ikindi namazlari arasinda Hirka-i Serif ziyarete açilir. Cami yapilirken civardaki bir çok yapi kamulastirilmis, cami yanisira Üveysi ailesinin en yasli ferdi için bir mesruta, vekil dairesi, muhafizlar için kisla (halen Hirka-i Serif Ilkokulu olarak kullanilan bina), vazifeliler için odalar yapilarak bir külliye olusturulmustur.
Cami avlusuna abidevi görünümlü üç kapi ile girilir. Kesme küfeki tastan yapilmistir. Tek serefeli iki minaresi vardir. Sekiz köseli olan camiyi sekiz pencereli bir kubbe örter. Bahçenin sagindaki kapi üzerinde Sultan Abdülmecid'in tugrasi altinda Hattat Kazasker Mustafa Izzeddin'in hattiyla bir kitabe yeralir. Kubbe altinda yine ayni hattatin 8 adet ayet levhasi siralanmistir. Abdülmecid'in yazarak imzasini attigi 8 levhasi mimberin üstünde yer almistir. Vaiz kürsüsü, mihrabi ve minberi kirmizi somakiden yapilmistir.
KALENDERHANE CAMII
Eminönü Ilçesi'nde, Vezneciler'de Bozdogan su kemerlerine bitisiktir. Kiliseden çevrilme camilerdendir. Istanbul'un anitlar tarihi açisindan en ilginç ömeklerdendir. Geç Roma Dönemi'nden bu güne kadar sehrin genel dokusuna paralel degisimler geçirerek, görkemli bir saray hamami, zengin bir Komnen kilisesi, zaviye, cami, gecekondu ve tekrar cami olarak bir sekilde ayakta kalabilmis bir yapidir. Bu günkü yapinin asli, Latin istilasi sirasinda Katolik Italyanlara tahsis edilmis bir 12. yüzyil kilisesidir. Fetihden sonra Fatih Sultan Mehmed vakfi olarak zaviyeye çevrilerek Kalenderi tarikatina tahsis edilmistir. 18. yüzyilin ilk yarisinda Babüssaade Agasi Maktul Besir Aga tarafindan camiye dönüstürülmüstür. 19. yüzyilda büyük bir yangin geçirmis, 1854'de tamir edilmistir. Minaresi 1930 yilinda yildirim düserek yikilmistir. Bu tarihlerden sonra terkedilmis, 1966-1975 yillari arasinda Harvard Üniversitesi ile Istanbul Teknik Üniversitesi isbirligi ile yapilan bir arastirma ve kaziya konu olmus, 1968 yilinda restore edilerek tekrar ibadete açilmistir.
Duvarlan.tas ve tugla kansimidir. Camiyi büyük bir kubbe örter. Iç duvarlann da renkli mermer kaplamalar ve kabartma halinde friz süslemeler bulunmaktadir.
KILIÇ ALI PASA KÜLLIYESI
Tophane Meydani'ndadir. Bir cami, medrese, türbe, sebil· ve hamamdan olusan küçük bir külliyedir. Uluç Ali Reis olarak da bilinen Kaptan-i Derya Kiliç Ali Pasa tarafindan 1581 yilinda Mimar Sinan'a yaptirilmistir. Mimar Sinan'in yaslilik dönemi son eserlerindendir. Halk arasinda anlatilan hikayeye göre, cami yaptirmak için Sultan III. Murad'dan yer isteyen Kiliç Ali Pasa'ya Kaptan-i Derya olmasi yüzünden camiyi denize yaptirmasi söylenmistir. Bu yüzden denizi toprakla doldurtarak kiyisina camiyi yaptirmistir.
Cami genis bir avlu tarafindan çevrelenmektedir. Son cemaat yerinin üzeri, asagi dogru meyilli bir sundurma ile kapatilmistir. Iç bahçenin üç kapisi da islemelidir. Son cemaat yerinin pencere üstlerindeki çini panolarda ve kible kapisinin üzerinde ayetler yazilidir.
Bahçesinde sekiz mermer sütunlu ve kubbeli bir sadirvani vardir. Ayasofya'nin planinin gelistirilmis bir örnegi olan cami tam bir diktörtgen biçimindedir. Pencere üstleri çinilerle süslüdür. Dört mermer fil ayagina dayanan büyük kubbesi, kible ve kapi tarafindaki iki küçük yarim kubbe desteklemektedir. Dört kösede de birer ufak kubbe yer almistir. Caminin içerisinde çiçek motifleriyle süslü renkli çiniler bulunmaktadir. Büyük kubbenin 24 penceresi ile birlikte toplam l47 penceresi vardir. Kubbesinden sarkan XVI. yüzyila ait bir gemici feneri 1948 yilinda Deniz Müzesine kaldirilmistir.
Sagda tek serefeli bir minaresi yükselir. Kiliç Ali Pasâ ya ait olan türbe caminin bahçesinde ve kible yönünde bulunmaktadir. Bahçe duvannin caddeye bakan kisminda ise sebil yer almaktadir. Hamam, caminin sag tarafindadir ve bugün de kullanilmaktadir. Medrese ise hamamin deniz yönünde bulunmaktadir.
KÜÇÜK AYASOFYA CAMII
Eminönü Ilçesi'nde, Cankurtaran ile Kadirga arasinda, Küçük Ayasofya Caddesi'nin sonundadir. Kiliseden çevrilme camilerdendir. 527 yilinda Bizans Imparatoru I. Jüstinyen zamaninda yapilmistir. Adi
"Sergiyos ve Bakhos Kilisesi" idi. Alt sütunlar üzerindeki kitabede tapinagi I. Jüstinyen 'in St. Sergiyos ve St. Bacchus adli azizler adina yaptirdigi yazilidir. Sultan II. Bayezid zamaninda Darüssaade Agasi Hadim Hüseyin Aga tarafindan bir minare eklenerek camiye çevrilmistir. Muhtelif zamanlarda tamirler görmüs ve bugünkü minaresi 1955 yilinda yaptirilmistir.
Tugladan dört köse yapilmis bir binadir. Sagda yükselen minaresi tek serefelidir. 19 m . yüksekligindeki kubbesi sekiz ayakli kemerlere oturmustur. Yesil ve kirmizi renkli 34 mermer sütunun 16'si altta ve 18'i üstte siralanmistir. Önündeki bes kubbeli ve alti sütunlu son cemaat yeri sonradan yapilmistir. Sol tarafdaki bahçesinde Hüseyin Aga'nin türbesi bulunmaktadir.
LALELI KÜLLIYESI
Eminönü Ilçesi'nde, Laleli semtinde, Ordu Caddesi ile Fethi Bey Caddesi'nin kesistigi kösede yer alir. Sultan III. Mustafa tarafindan 1760-1763 arasinda insa ettirilmistir. Külliyenin mimannin Mehmed Tahir Aga veya Haci Ahmed Aga oldugu zannedilmektedir.
Külliye, bir cami, bir imaret, çesme, sebil, türbe, han ve medreseden olusmaktadir. Cami, külliyenin merkezini teskil etmektedir. Bodrum niteligindeki bir altyapinin üzeri, ayni zamanda caminin avlusudur. Bu avlu yer seviyesinden yüksektedir ve avluya basamaklarla çikilir. Laleli Camii bu yüksek avlunun ortasinda yer alir. 18. yüzyil Osmanli mimarisinin en özgün eserlerinden biridir. 24 pencereli büyük kubbesi, giris ve kible taraflarindaki üçer yarim kubbeyle desteklenir. Tek serefeli iki minaresi vardir. Özellikle minarelerin külahlari çok degisiktir. Toplam 105 pencere tarafindan aydinlatilan caminin iç duvarlari renkli somaki mermerlerle kaplanmistir. Cami barok üslupla insa edilmistir. Külliyenin türbeleri ve sebili, Ordu Caddesi üzerinde Aksaray yönündeki kösesindedir. Öndeki türbede Sultan III. Mustafa ve Sultan III. Selim gömülüdür. Bunun yaninda ise Haseki Sultanlar türbesi vardir.
Külliyenin hani, Fethi Bey Caddesi üzerinde, caminin kuzey yönündedir ve hala çarsi olarak kullanilir. Yapildigi yillarda ticari amaçlarla kullanilmayan cami bodrumu da günümüzde çarsiya dönüstüiülmüstür. Külliyenin medresesi ise günümüze ulasmamistir.
MAHMUD PASA KÜLLIYESI
Eminönü Ilçesi'nde, Nuruosmaniye Külliyesi'nin kuzeydogusunda yeralan külliye cami, türbe, hamam, han, medrese, imaret ve sibyan mektebinden olusmaktaydi. Fakat günümüze kadar ancak cami, türbe, han ve hamam ulasabilmis; diger kisimlari ise ortadan kalkmistir. Bu kompleks ilk büyük vezir külliyesidir ve Fatih Külliyesi'nden sonra 15. yüzyila ait en önemli yapi grubudur. 1460'li yillarin basinda insasina baslanan külliyenin camisi 1462'de tamamlanmis; diger kisimlarinin insasi ise 1474 yilina kadar sürmüstür. Külliye Sadrazam Mahmud Pasa tarafindan Mimar Atik Sinan'a yaptirilmistir.
Cami iki büyük kubbe ve etrafinda üçer ufak kubbe ile örtülüdür. Içersindeki mavi üzerine beyaz yazili çiniler sonradan konulmustur. Minber ile mihrabi islemeli mermerden yapilmistir. Son cemaat yeri 6 kesme tas sütun üzerine 5 kubbelidir. Son cemaat' yerinin arkasinda bes kubbeli bir giris kismi daha vardir. Yanlardaki ufak kubbeler altinda koridorlar yer alir. Kible kapisinin üzerinde hicri 868 tarihli ve caminin yapilis tarihini belirten bir kitabe bulunmaktadir. Kapisinin etrafi islemeli mermerdendir. Kapinin yaninda Sultan III. Osman'a ait tamir kitabesi yer almaktadir. Çikan bir yanginda büyük zarar gören cami 1755 yilinda Sultan III. Osman tarafindan tamir ettirilmistir. Cami 1766 yili depreminde yikilmis, 1785 yilinda tamir görmüstür. 1827 yili yanginindan sonra 1829 yilinda tekrar tamir edilmistir. Görmüs oldugu bu tamiratlarin dogal bir sonucu olarak, özellikle cami içerisindeki bezemeler orijinalliklerini kaybetmislerdir. Kesme tastan tek serefeli minaresi 1936 restorasyonundan sonra bu günkü seklini almistir.
Avlusundaki çesme ve sebil Darüssade Agasi Mustafa Aga tarafindan yaptirilmistir. Haziresinde Mahmud Pasa'nin türbesi vardir. Istanbul' un en eski han ve hamamlari olan Mahmud Pasa Hamami ve Kürkçü Han ise caminin kuzeyinde yer alirlar. Caminin dogusunda bulunan medresenin sadece bir dersanesi günümüze ulasmistir.
MIHRIMAH SULTAN KÜLLIYESI (ÜSKÜDAR)
Üsküdar Meydani'nda, iskelenin karsisinda yer almaktadir. Kanuni Sultan Süleyman'in kizi Mihrimah Sultan tarafindan 1548 yilinda yaptirilmistir. Külliye Mimar Sinan'in eseridir. Külliye bir cami, medrese, türbe, sibyan mektebi, han, imarethane ve tabhaneden olusmaktaydi. Bunlarin ancak bir kismi günümüze kadar ulasmistir.
Mimar Sinan bu külliyenin camisinde Ayasofya Camü'nin daha çagdas bir modelini uygulamistir. Genellikle cami girislerinin üzerinde bulunan yarim kubbe kullanilmamistir; bu nedenle camiye girildikten itibaren ana kubbenin altina ulasilmaktadir. Caminin girisinde bulunan sadiivan, Istanbul'daki bütün camilerin abdest alma mekanlarinin en güzellerindendir. Pencere kapaklari ve kürsüde kullanilan ahsap üzerine kakma bezemeler ile mermerden yapilan mihrap ve minber ince bir isçilik ürünüdür.
Medrese caminin kuzeyinde bulunmaktadir. Günümüze kadar ulasan medresenin iç mekanlan, yapilan müdahalelerle orijinalligini yitirmistir. Günümüzde saglik merkezi olarak kullanilmaktadir. Cami ile medrese arasinda ise, biri Mihrimah Sultan'in iki ogluna, digeri ise Sadrazam Ibrahim Ethem Pasa'ya ait iki türbe bulunmaktadir. Sibyan mektebi caminin kible yönündedir. Külliyeye ait tabhane, imarethane ve han günümüze kadar ulasmamistir. MIHRIBAH SULTAN KÜLLIYESI (EDIRNEKAPI)
Istanbul Surlarinin Edirnekapi girisinde Fevzi Pasa Caddesi üzerindedir.Kanuni Sultan Süleyman tarafindan, kizi Mihribah Sultan adina yapirilan külliye, Mimar Sinan'in eseridir. Yapim yili tam olarak bilinmemekle birlikte, külliyenin insasinin 1560'li yillarda tamamlandigi zannedilmektedir. Bir kismi günümüze kadar ulasmayan külliye, bir cami, medrese, çifte hamam, türbe, çarsive sibyan mektebinden mütesekkildi. Cami, zeminden 37 metre ykseklikte ve 20 metre çapinda tek bir kubbeye sahiptir. Dönemin diger camilerinden farkli olarak tek minaresi vardir. Bir diger ayirdedici özelligi de çok sayidaki penceresidir. Camiyi 161 tane pencere aydinlatmaktadir. Ayrica mermer minberi de, çaginin en güzel örneklerinden kabul edilir. Pencere ve kapi kanatlarindaki ahsap üzerine sedef ve fildisi kakmalar ise çok degerli sanat eserleridir.
Caminin iç avlusunun iki kenarinda ise medrese yer alir. Ama bu medresede ilginç birbiçimde dersaneler bölümü yoktur. Dersanelerin,medresinin orjinalinde de mi olmadigi, yoksa sonradan yapilan tamiratlar sirasinda mi ortadan kalktigi bilinmemektedir. Ancak dersanehhariç medresenin diger kisimlaari günümüze ulasmistir.
Caminin kible yönünün sag kösesinde ise külliyenin Sibyan Mektebi ve Güzel Ahmed Pasa'nin türbesi bulunmaktadir. Yine ayni yönde, fakat külliyeden ayri bir biçimde bir çifte hamam vardir. Külliyenin çarsisinda ise günümüze hiçbir sey ulasamamistir.
MOLLA ÇELEBICAMII (Findikli Camii)
Findikli'da, Meclis-i Mebusan Caddesi'nin deniz tarafindadir. Kabatas Camii ve Fidikli Camii adlari ilede taninir. Yaptirildiginda su andaa mevcut olmayan hamam ve sibyan mektebi ile küçük bir külliye görümündeydi. 1589 yilinda Istanbul Kadisi Mehmed Vusuli Efendi tarafindan yaptirilmisti. Mimar Sinan eseridir. 18Yüzyilda Tugraci ömer Aga taraafindan tamir edilmistir. Son tamirat 1958 yilinda yapilmistir.
Kesme küfeki tasindan yapilmistir. Mimar Sinan'in altigen semali camileri arasinda yer alir.Son cemaat yeri alti sütun ve bes kubbelidir. Binanin kösesine dogru birer adet dört köseli sütun daha bulunmaktadir. Tek serefeli ince bir minaresi vardir. Eteginde on pencere bulunan büyük kubbeyi sag ve solda ikiser mihrap tarafinda bir adet olmak üzere bes yarim kubbe destekler. Yarim kubbelirin disinda camiyi otuz dört pencere aydinlaatir. Koca Yusuf tarafindan cami önünde 1786 yilinda yaptirilmis olan sebil 1958 yilinda karsiya tasinip monte edilmistir.
NURUOSMANIYE KÜLLIYESI
Eminönü Ilçe'sinde, Çemberlitas anitinin kuzeybatisinda, Kapali Çarsi girisindedir. Külliyenin yapimi Sultan I.Mahmud tarafindan 1749 yilinda baslamis, ama ancak onun ölümüünden bir yil sonra 1755'de tamamlanabilmistir. Külliyenin mimari Sineon Kalfa'dir. Külliye barok mimariyle yaapilmis bir camii, medrese, imalethane, kütüphane, türbe, çesme ve sebil'den olusur. Ayrica çevresini saran bir kaç dükkan da külliyeye dahildir.
Nuruosmaniye camii Osmanli camii mimarisinde çok ayricakli, özel bir yere sahiptir. Özellikle üç boyutlu tas bezemeleriyle dünya mimarisinde bile esi olmayan, tamamen özgün ve biricik bir barok saheseridir. Etegi otuz iki pencere ile çevrili tek bir kubbesi vardir. Cami yüz yetmis dört pencere ile aydinlatir. Iç bezemelerinde en göze çarpan unsur kubbesinde ve duvarlarindaki hatlardir. Iki serefeli, iki minaresi vardir. Kursun yerine tas alemler, iki kez bu minareleerde kullanilmistir.
Medrese ve imalethane caminin kuzeyind, Kapali Çarsi önünde avluya girildiginde sagda yer almaktadir. Bunlarin konumlandilislari avlunun hilal biçiminde olmasini saglamaktadir. Külliyenin girisi yönündeki ; girisin sonunda, sebil ise sagindadir. Çesme ve sebil de tam bir barok uslüp hakimidir. Türbe ve kütüphane, hünkar marfilinin arkasinda bulunur. Türbe de Sultan III.Osman'in annesi Sehsuvar Valide Sultan gömülüdür. Istanbul'un en zarif kütüphane binasina sahip bulunan Nuruosmaniye kütüphanesi çok deegerli yazma eserleriyle günümüzde de okuyucuya hizmet etmektedir.
NUSRETIYE CAMII
Beyoglu ilçesine bagli Tophane semtinde Meclis-I Mebusan Caddesi üzerindedir. Sultan II. Mahmut tarafindan 1823-26 yillari arasinda yaptirilmistir. Mimar Krikor Amira Balyan'in eseridir. Barok üslubundaki cami kesme tas ve mermerlerden yapilmistir. Iki serefeli, zariflileri ve incelikleriyle dikkat çeken iki minaresi vardir. Sebil ve muvakkithaneye de sahip olan caminin hünkar mahfili ve pasa dairesi görülmeye deger mimari özelliklere sahiptir. Iç mekan kalem isleriyle süslenmis, kubbedeki altin varakli ahsap kabartma ile oldukça gösterisli bir yapiya kavusmustur. Mermerden yapilmis olan mihap ve minber bir dantel gibi islenmistir. Cami içerisindeki hatlar ise Osmanli'nin en degerli hattatlari tarafindan yazilmistir.
PIYALE PASA KÜLLIYESI
Kasimpasa'da Kaptan Mahallesi'ndendir. 1573 yilinda Kaptan'I Derya Mehmeed Piyale Pasa tarafindan Mimar Sinan'a yaptirilmistir. Cami, medrese, tekke, türbe, hazire, sibyanmektebi, sebil, çarsi ve hamam bölümlerinden olusan külliyenin kisimlarindan günümüze kadar ancak cami ve türbe ulasmistir.
Dikdörtgen bir alana yayilan caminin duvarlarinda yer yer kesme küfeki tasi, yer yer moloz tasi kullanilmistir. Önde son cemaat yerinin iki sira sütunlari üstü açik olarak ayaktadir. Binanin sag ve solundaki sütunlarin üstü kapalidir. Caminin disindaki sütunlar 60 tanedir. Caminin iki kapisi arasinda ortada tek serefeli minaresi bulunmaktadir. Duvarlari kesme tas ve tugla karisimidir. Iki sira halinde üçerden 6 kubbesi vardir. Kible kapilari ile mahfiller arasinda uzanan mor çiniler üzerine beyaz renk ile Hattat Çerkez Hasan'in eseri ayetler yazilidir. Mimberi mermerdendir. Içi çinilerle kapli olup mihrabin etrafindaki çinilerden bir kismi çikarilmistir. Camiden çalinan güzel bir çini pano bugün Paris'te Louvre Müzesindedir. Banisinin türbesi caminin kible tarafindadir.
ORTAKÖY CAMII
Bogaziçi'nde Ortaköy semtinde ve sahildedir. Cami, Sultan Abdülmecid tarafindan Mimar Nigogos Balyan'a 1853 yilinda yaptirilmistir. Oldukça zzarif bir yapi olan cami Barok üslubundandir. Bogaziçi'ndeessiz bir konuma yerlestirilmistir. Bütün selatin camilerinde oldugu gibiharim ve hünkar bölümü olmak üzereiki kisimdan mütesekkildir. Genis ve yüksek pencereler Bogaz'in degisken isiklarini caminin içine tasiyacak biçimde düzenlenmistir. Merdivenle çikilan yapinin tek serefeliiki minaresi vardir. Duvarlari beyaz kesme tastan yapilmistir. Tek kubbenin duvarlari pembe mozaiktendir. Yinemihrap mozaik ve mermerden, mimber ise somaki kapli mermerden yapilmistir ve ince bir isçiligin ürünüdür.
RÜSTEM PASA CAMII
Eminönü'nde, Tahtakale'de Hasircilar Çarsisi'ndadir. Istanbul'un silüetini olusturan en önemli yapilardan biridir. Yüksek bir platform üzerine oturtulmustur ve kiyi silüetine egemen bir konumda, Haci Halil Mescidi'nin yerine insa edilmistir. Caminin bulundugu yer Roma döneminden bugüne sehrin en islek mekanlarindandir. Banisi döneminin etkili devlet ricalinden, Süleymaniye Camii'nin insasinda da katkilari olan Sadrazam Rüstem Pasa'dir. Kanuni Sultan Süleyman'in damadi olan Sadrazam Rüstem Pasa imparatorlugun birçok yerinde yaptirdigi binalarla da taninir. Mimar Sinan'in ünlü eserlerindendir. Cami Rüstem Pasa'nin ölümünden sonra, 1561'de esi Hürrem Sultan tarafindan tamamlanmistir. 1666 yangininda ve 1776 depreminde hasar görmüstür.
Rüstem Pasa Camii Osmanli mimari tarihince olaganüstü güzellikteki çini kaplamalariyla taninir. Türkiye'nin en zengin çini kolleksiyonu bu caminin duvarlarinda yer alir. Bu degerli çinilerin bir kismi bugün çalinmis haldedir. Içerisi kubbeler disinda tamamen renkli Iznik çinileriyle kaplidir. Bu çiniler, Iznik duvar çinilerinin teknik ve desen açisindan en mükemmel örnekleridir. Çiniler üzerinde çesitli meyve ve çiçek sekilleri gibi çini bezeme sanatinin bütün klasik motifleri yer almistir. Göz kamastirici bu çinilerin yaninda renkli somaki mermerlerde görülmeye degerdir.
Oradaki büyük kubbeyi dört yarim kubbe desteklemektedir. Eteginde 24 pencere bulunan büyük kubbenin kemerleri sekiz köseli dört fil ayagina dayanmaktadir. Mimberi ve mihrabi mermerdir. Son cemaat eri 6 sütun ve 5 kubbelidir. Tek serefeli minaresi yikilan orjinali yerine yapilmistir.
SELIMIYE CAMII
Üsküdar'da, Selimiye Kislasi'nin karsisindadir. 1805 yilinda Sultan III. Selim tarafindan yaptirilmistir. 1823'de lodostan yikilan minareleri yeniden yapilmistir. 1964 yilinda da restorasyona tabi tutulmustur.
Dört girisli genis bir avlu içindedir. Barok usulünde yapilmis camilerdendir. Kare planli olan bina kesme tastan yapilmistir. Dört duvara 24 pencereli büyük kubbeyi köselerde birer ufak kule desteklemektedir. Kubbe içi ayetler ve kalem isleriyle bezenmistir.Caminin içi mermer ve tahtadan oyma isçiligi bakimindan zengindir. Mihrabi ve mimberi somaki mermerden yapilmistir. Son cemaat yeri 6 mermer sütun üzerine 5 kubbe ile örtülüdür. Iki yönde mahfiller, tek serefeli iki mimare ve iki katli hünkar daireleri bulunmaktadir.
Haziresinde Sultan III.Selim'inesi Zibifer Kadin ile Maliye Naziri Mehmed Hasip Pasa'nin mezarlari bulunmaktadir.
SOKULLU MEHMED PASA CAMII
Haliç'ih Galata yönündeki kiyisinda, Unkapani Köprüsü'nün ayaginda bulunur. Mimar Sinan'in eserlerinden olan cami, 1578 yilinda Sadrazam Sokollu Mehmed Pasa tarfindan yaptirilmistir. Cami Balkan ve I. Dünya savaslari esnasinda tamir edilmeye baslamis, daha sonra onarima ara verilmis ve bakimsiz ve harap bir sekilde 1938'e kadar kalmistir. Bu esnada sanat eseri niteligindekiiç süslemelerin büyük kismi yok olmus ve çinileri çalinmistir. Bahsedilen yilda cami tamirata alinmis ve1941'de yeniden ibadete açilmistir.
Edirne'deki Selimiye Camii'nin daha küçültülmüs bir modeli olan caminin iç kismi kare seklindedir. Üzerini örten büyük mimari açidan çok ilginç, tek serefeli bir minaresi vardir. Harap birakildigi süreiçerisinde isi süslemeler kullanilmistir. Kapi ve pencerelerindeki ahsap isçiligi çok dikkat çekicidir. Mermer minberi ise türünün en güzel örneklerindendir.
SINAN PASA KÜLLIYESI
Besiktas Barbaros Bulvari ile Besiktas Caddesi'nin birlestigi kösede yer alir. Sadrazam Rüstem Pasa'nin kardesi Kaptan-I Derya Sinan Pasa tarafindan yaptirilan bu külliye bir cami,günümüz ulasmayan bir çifte hamam, külliyeve daha sonra yatirilan bir sibyan mektebinden olusmaktadir. Kitabesine göre, 1555'de Sinan Pasa'nin ölümünden sonra bitirilmistir. Mimar Sinan'in eserlerindendir.
Caminin üstünü bir büyük kubbe kapamakta ve bunu sag ve solunda ikiser yarim kubbe desteklemektedir. Kapi tarafindan 5 kubbe daha yer almistir. Ikinci ve üçüncü kat pencerelerinin camlari renklidir. Iç süslemeleri ince kalem isidir. Avluyu son cemaat yeri ile birlikte 22 mermer sütunlu, kubbesiz ve kiremitle örtülü bir kisim çevirmektedir. Duvarlari kesme tas ve kirmizi tugla karisimidir. Tek serefeli bir mimaresi vardir. Iki kapili bahçenin ortasinda ise 4 mermer sütunlu bir sadirvan bulunmaktadir. Cami ve avlusu degisik zamanlarda yapilan müdahalelerle orjinal karakterini yitirmistir.
SULTANAHMET KÜLLIYESI
Sultanahmet Meydani'nda, Ayasofya Camii'nin karsisindadir. Sultan I.Ahmet tarafindan mimar Sedefkar Mehmed Aga'ya yaptirilmistir. Külliyenin yapimina 1609 yilinda büyük bir törenle baslamistir. Bu törende Seyhülislam Mehmed Efendi, dönemin büyük din adamlarindan Aziz Mahmud Hüdai, Sadrazam Davud Pasa ve diger devlet ekraninin yani sira bizzat padisah da temel kazma isinde çalismislardir. Bu muhtesem külliyenin insaati oldukça uzun sürmüs, ilk önce 1617 yilinda cami, 1619 yilinda ise külliyenin geri kalan kisimlari tamamlanabilmistir.
Istanbul'daki en büyük yapi komplekslerinden biri olan külliye, bir cami, medreseler, hünkar kasri, arasta, dükkanlar, hamam, çesme, sebiller, türbe, darüssifa, sibyan mektebi, imarethane ve kiralik odalardan olusmaktaydi. Bu yapilarin bir kismi günümüze ulasamamistir.
Içindeki 20.000'I askin çininin renginden ötürü yabancilar tarafindan “Mavi Camii” olarak isimlendirilen cami, külliyenin merkezinde yer almaktadir. Cami, genis bir avlu ve ona es büyüklükte bir iç mekandan olusur. Zeminden yükseltilmis avluya basamaklarla ulasilir. Avluda üzeri kubbeyle örtülü, fiskiyeli bir havuz yer almaktadir. Sultan Ahmed Camii'nin bir diger ayirdediciözelligi de mimarileridir. Istanbul'daki tek alti minareli camidir. Bu minarelerden dördü cami gövdesine bitisik ve üç serefelidir. Diger iki minaresi ise avlunun köselerinde olup, iki serefelidir.
Caminin büyük kubbesi yaklasik 34m. çapinda ve yerden 43 metre yüksekliginde olup, 5 metre çapinda dört fil ayaginin üzerine oturmaktadir. Bu büyük kubbeyi destekleyen dört tane de yarim kubbe vardir. Camiyi yerden kubbeye kadar 5 kat halinde ve renkli camlarla kakpli 260 pencere aydinlatir. Cami, çinilerin yani sira, yine dönemin basyapitlari sayilan ögelerle donatilmistir. Sedef kakmali mermer mimber, islemeli mermer mihrap, kalem isi süslemeler, sedef kakmali ahsap kapi, pencere kapaklari ve rahleler, kubbeye asilan devekusu yumurtalari ve avizeler, Sultan Ahmed Camii'nin görülmeye deger güzelliklerinin bazilaridir.
Külliyenin bir diger yapisi Hünkar Kasri'dir. Padisahin namaz öncesi veya sonrasinda istirahat edebilecegi bir yapi olarak tasarlanan bu bina bir cami etrafina yapilan ilk sultan kasridir. Külliyenin dis avlusunda yer alir.
Külliyenin kazeydogu kösesinde türbe yer almaktadir. Bu türbe de Sultan I.Ahmed, esi Kösem Sultan, ogullari Sultan II.Osman ve Sultan IV.Murad ile bazi torunlari gömülüdür. Türbenin yakininda ise medrese yer alir. Bu medrese günümüzde Basbakanlik arsiv deposu olarak kullanilmaktadir.
Dis avlu duvarina bitisik olarak da sibyan mektebi yer alir. Bu mektebin zemin katinda bir çesme ve dükkanlar, üst katinda ise dersane vardir. Külliyenin kible yönündeki en uç yapisi arastadir. 1912 yangininda bir kismi yok olan arastaninbir biölümü Mozakik Müzesi, geri kalani ise turistik esya satan dükkanlar olarak kullanilmaktadir.
Darüssifa ve imaret camiden uzakta yapilmistir. Orjinal hallerinde önlerinde var olan dükkanlarla meydandan ayrilmiyorlardi.1894 debreminden sonra insa edilen ve günümüzde Marmara Üniversitesi Rektörlügü olarak kullanilan binalar, darüssifa ve imaretin külliyenin diger unsurlariyla olan baglarini tamamen koparmistir. Günümüzde Sokollu Mehmed Pasa Yokusu üzerinde bulunan bu binalar Sultanahmet Teknik Lisesi tarafindan kullanilmaktadir.
Külliyenin dört sebilinden üçü günümüze ulasmis bulunmaktadir. Bunlardan biri araktanin içinden, digeri dis avli kapisi yaninda, üçüncüsü ise türbe civarindadir.
SULTAN SELIM KÜLLIYESI
Fatih Ilçesin'de, Sultanselim semtindedir. O dönede sehrin ulasilmasi en güç mahallelerinden birinde, bir taratan derin sarniç,diger taaraftan Kirk Merdiven Uçurumu ile çevirili ir tepaa üzerinde 1516-1522 yillari arasinda Yavuz Sultan Selim'in hatirasina oglu Kanuni Sulan Süleyman tarafindan yaptirilmistir. Mimari belli degildir. Külliye bir cami, imaret, türbe, hamam ve sibyan mektebinden olusmaktaydi. Ama imaret ve hamam günümüze kadar ulasmamistir.
Cami, külliyeyi kusatan bir dis avlunun ortasinda yer alir. Cami iç avlusuna üç kapidan girilir. Son cemaat yeri ile birlikte avluyu 18 sütun ve 22 kubbe çevirmektedir. Avlu etrafindaki 20 pencere üzerinde çini panolar yer almistir. Bu çiniler döneminin en iyi örneklerindendir. Avlu revaginin dösemesi çiçek desenleriyle süslenmistir. Ortada 8 mermer sütunlu ve kubbeli bir sairvan vardir. Caminin iki yaninda imam ve müezzin odalari yer almistir. Kapi kanatlari oymacilik ve sedef kakmacilik sanatinin en güzel örneklerindendir. Kare planli ve son derece sade bir camidir. Minberi islemeli mermerden yapilmistir. Tek serefeli iki minaresi vardir.
Kible yönündeki hazirede Yavuz Sultan Selim'e, Kanuni Sultan Süleyman'in küçük yasta ölen sehzadelerine, kizlarina ve Sultan Abddülmecid'e ait üç türbe vardir.Bunlardan özellikle Yavuz Sulan Selim7e ait türbenin kapi, pencere kapaklari ve türbe içindeki ahsap parmakliktaki sedef kakmalar tam bir sanat saheseridir.
Cami ve türbeler disinda, günümüze kadar ulasan bir baska bir yapi sibyan mektebidir ve dis avlunun girisinde yer alir.
SÜLEYMANIYE KÜLLIYESI
Eminönü Ilçesi'nde, kendi adiyla anilan semmtir. Kanuni Sultan Süleyman tarafindan Mimar Sinan'a yaptirilancaminin insasina 1550 yilinda baslanmis ve 1557'de tamamlanmistir.
Süleymaniye Külliyesi, Fatih Külliyesi ile baslayan simetrik bir grublasma ve geometrik bir semaya sahip bina kompleksleri yapma geleneginin ikinci ve en önemli asamasidir. Daha önce hiç rastlanmayan bir büyüklük ve mimari tasarima sahip olan Süleymaniye Külliyesi, merkezdenbir cami, medreseler, tabhane, darüssifa, bimarhane, türbeler, hamam, çarsilar ve sibyan mektebinden mütesekkildir.
Süleymaniye Camii, Osmanli Devleti'nin en ihtisamli günlerini yasadigi çagin, en görkemli eseridir. Azametiyle, çagini temsil etmektedir. Istanbul siluetinin en önemli ögelerinden olan cami, sadece bir ibadethane degil etrafindaki külliye ve ekabirin ikamet ettigi mahalleyle birlikte sosyal ve kültürel bir merkez,kent hayatini karakterize edenbir kurumdur. Burada Mimar Sinan'in sanati ve dehasi, Osmanli'nin büyüklügü ve gücü ile Istanbul'un güzellik ve zerafeti biraraya gelmistir.
Caminin insasi sirasina, mimari tarihininin en büyük santiye organizasyonlarindan biri gerçeklestirilmistir. Caminin yapi malzemeleri ülkenin dört bir yanindan getirilmistir. Antik kalintilardan bazi sütunlar da bulunduklari yerlerden sökülerek Istanbul'a getirilmis ve cami içerisinde kullanilmistir.
Bu dis avlu tarafindan kusatilmis bulunan cami,kible yönünde ve içinde türbe ve mezarlarin bulundugu bir hazire ile tam tersi yöndeki bir iç avluya sahiptir. Mermer kapli iç avluya, Istanbul'da baska herhangi bir camide raslayamayacagimiz üç katli muhtesem bir kapidan girilir. Avluda fiskiyeli bir havuz yer alir. Yine diger camilerden farkli olarak,caminin dört mimaresi de avlunun köselerine yerlestirilmistir. Minarelerin birbirleriyle ve kubbeyle olan orantilari, tam bir deha ürünüdür. Kubbenin yerden yüksekligi 50m, avlu duvarlarinin camiyle birlestigi köselerdeki minareler üç serefeli ve 76m, avlunun giris kapisi yönündeki minareler ise iki serefeli ve 56m,dir. Bu orantilama caminin silüetini mükemmellestirmektedir.
Caminin bir büyük kubbe ile, bunu destekleyen iki yarim kubbesi vardir. Kubbelerdeki dizayn sayesinde, cami içerisindeki ses, akustik kurallaraa göre oldukça berrek bir sekilde yayilmaktadir. Yine camii içerisinde mükemmel bir hava dolasim sistemi olusturulmus, giris kapisi üzerindeki boslukta aydinlatma için kullanilan 4000 mumun isi toplanmistir. Bu isler hat yapiminda kullanilan mürekkebe hammadde temin etmistir.
Caminin mermer minberi ve mihrabi bir oymacilik saheseridir. Ahsap oyma vaiz kürsüsü, ahsap üzerine sedef kakma pencere kapaklari ve kapilari, pencere vitraylari caminin diger bezeme unsurlari pek kullanilmamis Külliyenin medreseleri caminin dogu ve bati yönlerinde, dis avlu duvarlarina paralel olarak uzanir. Bati yönünde Evvel Medresesi, Sani Medresesi, Sibyan Mektebi ve Tip Medresesi, dogu yönünde ise Rabi Medresesi ve Salis Medresesi yer alir. Darülhadis Medresesi ise caminin kible yönünde ve Istanbul Üniversitesi bahçe duvarinda paralel olarak uzanir. Rabi Medresesi ile Darülhadis Medresesi'nin kesistikleri kavsagin karsisinda ise külliyenin hamami vardir. Bu, sadece erkekler kisminin oldugu bir tek hamamdir. Daha önce atölye olarak da kullanilan hamam,1980 yilinda restore edilmistir.
Külliyenin tabhanesi, darüzziyafesi, imareti ve akil hastalarinin tedavi edildigi bimarhanesi kuzeybatida, kibleye paralel olarak yerlestirilmislerdir. Darüzziyafe, günümüzde klasik Türk mutfagina yer veren bir restorant tarafindan kullanilmaktadir.
Caminin kible yönündeki haziresinde çok sayida mezar ile Kanuni Sultan Süleyman ve esi Hürrem Sultan'a ait iki türbenin yanisira bir türbedar odasi yer almaktadir. Kanuni ‘ye ait türbede, Sultan II. Ahmed, esi Rabia Sultan, kizi Mihrimah Sultan ve Asiye Sultan, Sultan II. Süleyman ve annesi Saliha Dilasub Sultan'da gömülüdür. Ayrica bu hazirede Naksibendi tarikatinin son asirdaki büyüklerinin mezarlari da yeralmaktadir.
SEHZADE KÜLLIYESI
Eminönü Ilçesi'nde, Sehzadebasi semtindedir. Kanuni Sultan Süleyman tarafindan, kendisinden sonra padisah olmasini istedigi, fakat ganç yasta ölen Sehzade Mehmed adina 1543-1548 arasinda insa ettirilmistir. Külliye Mimar Sinan'in eseridir. Ayni zamanda Mimar Sinan'in yaptigi ilk selatin külliyesidir.
Sehzade Külliyesi bir cami, medrese, tabhane, mektep, imaret ve türbelerden olusmaktadir. Cami külliyenin merkezinde yer almaktadir. Bir dis avluyla çevrilmis bulunan caminin ayrica bir de iç avlusu vardir. Iç avlunun ortasinda kubbeli bir sadirvan bulunmaktadir. Iç avlu duvarlarinin camiyle bitistigi yerde ise caminin minareleri yer almaktadir. Sehzade Camii'nin iki serefeli iki minaresi, özellikle dis yüzey bezemeleriyle biriciktir, Istanbul'da bu tarzda bezenmis baska bir minare yoktur.Caminin büyük kubbesinin çapi 19 m . yüksekligi ise 37 m .'dir ve dört yanm kubbe ile desteklenir. Bu büyük kubbe dört fil ayagi üzerine oturur. Cami içinde ise en göze çarpan seyler, çok üstün sanat eserleri olan minber, mihrap ve müezzin mahfilidir.
Külliyede, haziresinde bes tane, dis avlu duvarlannda ve dörtgen biçiminde bir tane olmak üzere toplam alti türbe vardir. Bunlardan özellikle Sehzade Mehmed Türbesi Istanbul'un en güzel mezar yapilanndandir. Medrese, siibyan mektebi, imaret ve tabhanesi, kuzey yönünde ve avluya duvar teskil edecek biçimde yerlestirilmislerdir.
SEBSEFA HATUN CAMII
Eminönü Ilçesi'nde, Zeyrek'te, Atatürk Bulvari'ndadir. Sultan I. Abdülhamid'in eslerinden Fatma Sebsafa Hatun tarafindan ölen oglu Sehzade Mehmed için 1787 yilinda yaptirilmistir. Zeyrek Camii olarak da anilan cami barok uslupta insa edilmistir. Yapi malzemesi olarak kesme tas ve tugla kullanilmistir. Son cemaat yeri 5 sütunludur. Camiye bir merdivenle çikilir. Sagdaki tek serefeli minaresi kesme tastandir. Büyük kubbenin eteginde 16 pencere yer almistir. Büyük kubbeyi köselerde 4 kubbecik destekler. Caminin kapisindaki kitabede yeralan siir Seyhülislam 5. Yahya Tevfik'indir.
Banisi Sebsafa Hatun'un mezan caminin haziresindedir.
VALIDE CAMII
Fatih Ilçesi'nde, Aksaray Meydani'nin kuzeybati yönündedir. Sultan Abdülaziz'in annesi Pertevniyal Valide Sultan tarafindan yaptirilmistir. 1869-1871 arasinda insa edilen caminin mimari Sarkis Balyan'dir. Projenin hazirlanmasina Agop Balyan'in katildigi da bilinmektedir. Aslinda bu cami, mektep, türbe, muvakkithane ve sebilden olusan bir külliyenin parçasidir. Fakat 1956- 1959 arasindaki Aksaray Meydani düzenlenmesi esnasinda külliyenin diger unsurlari ya yok edilmis veya sebil gibi yerleri degistirilmistir.
Valide Camii neogotik tasarimiyla klasik camilerden oldukça farkli bir mimariye sahiptir. Tek kubbesi yüksek, fakat küçüktür. Caminin kitlesi ve cepheleri de o döneme kadar yapilan bütün camilerden farklidir. Özellikle neogotik yüzey bezemeleri bu camiye ayri bir güzellik kazandirir. Ayni bezeme zenginligi ve güzellik caminin iç kisimlari için de geçerlidir. Altin yaldizla parlatilan mavi rengin egemen oldugu kalem isi süslemeler, iç mekani bastan sona süslemektedir. Caminin tek serefeli iki minaresi vardir.
Caminin Aksaray Meydani'na bakan avlu kapisi, lstanbul'daki camiler için pek alisilmadik ve ayni zamanda da göz kamastiricidir. Bu kapi Osmanli tas oyma sanatinin nadide ürünlerinden biridir.
YENI CAMI KÜLLIYESI
Eminönü Ilçesi'nde, Eminönü Meydani'nda, Misir Çarsisi'nin yanindadir. Külliyenin merkezinde yeralan. cami deniz kiyilarindaki sultan camilerinin en görkemlisi olarak Istanbul silüetini tamamlar.
Sultan III. Mehmed'in annesi ve Sultan III. Murad'in esi Safiye Sultan adina 1597'de Mimar Davud Aga tarafindan yapimina baslanan caminin mimarligini 1598'den sonra Dalgiç Ahmed Aga üstlenmistir. 1603'e kadar süren insaat Sultan I. Ahmed'in tahta çikisiyla yarim kalmistir. Kaderine terkedilip yarim yüzyildan fazla Yahudi evleri arasinda sikisip kaldigindan halk arasinda o zamanlar "Zulmiyye" adi ile taninirdi. 1661 yilinda Sultan IV. Mehmed'in annesi Hatice Turhan Sultan tarafindan tekrar baslatilan insaat Mustafa Aga'nin mimarliginda 1663'de tamamlanmistir.
Külliye bir cami, sibyan mektebi, sebil, çesme, hünkar kasri ve türbeden olusmaktaydi. Ama sibyan mektebi günümüze ulasmamistir.
Caminin etrafindaki yollarin genislemesi nedeni ile dis avlusu ortadan kaldirilmistir. Misir Çarsisi yönünde 18 sütunlu, 21 kubbeli ve üç kapili olan iç avlunun ortasinda güzel bir sadirvani vardir.
Sekiz sütun ve dokuz kubbeli son cemaat yeri ikinci kat pencere altlarina kadar çinilerle kaplidir. Pencere üstlerinde de Hattat Tenekecizade Mustafa Çelebi'nin hatlari vardir. Sagda ve solda üçer
serefeli iki minare yer almistir. Kare planli camiye merdivenle üç kapidan girilir. Çinilerle süslü olan dört fil ayagina ve dört kemere oturan merkezi kubbeyi dört yarim kubbe desteklemektedir.
Köselerdeki dört kubbe ve köprü ile türbe önlerinde sütunlarla çevrili kubbelerle birlikte 66 kubbe bulunmaktadir. Mihrabi ve mimberi beyaz mermerdendir. Mihrabin solunda degerli taslarla süslü bir mozaik tablo vardir.
Turhan Sultan için yapildigi söylenen Hünkar Kasri, klasik Türk evinin bütün özelliklerini tasiyan görkemli bir yapidir. En güzel Istanbul panoramalanndan birini seyredecek sekilde konumlanmistir.
Üç odali ve bir salonludur. Duvarlari desen ve sekillerle, degerli Iznik çinileri ile kaplidir. Ahsaplari sedef ve fildisi kakmalidir. 1948 yilina kadar bir depo olarak kullanilmistir.1948 ve 1966 yillarinda restore edildikten sonra 1967 yilinda müze olarak açilmistir.
Külliyeye dahil Hatice Turhan Sultan Türbesi ise içinde gömülü bes padisah ve çok sayida hanedan mensubuyla Osmanli sülalesinin en büyük kabristanidir. Türbede Hatice Turhan Sultan'in yani sira
Sultan IV. Mehmed, Sultan III. Osman, Sultan II. Mustafa, Sultan III. Ahmed ve Sultan I. Mahmud'un da mezarlari vardir. Türbenin kubbesinin çapi 15m.'den fazladir.
YILDIZ CAMII
Besiktas Ilçesi'nde, Barbaros Bulvari'nda Yildiz Sarayi yolu üzerindedir. 1885-1886 yillari arasinda Sultan II. Abdülhamid tarafindan yaptirilmistir.
Son dönem Osmanli cami mimarisinde benzeri olmayan bir örnektir. Planinin bizzat Sultan II. Abdülhamid tarafindan yapildigi söylenmektedir. Iç süslemeleri hiçbir camide benzeri görülmeyen zenginliktedir. Sag ve solda merdivenle çikilan odalari vardir. Sagda elçiler için tavani 18 ayar altindan yapilmis süslü Süfera odasi, solda ise tavani yagliboya tablolu ve çok süslü Hünkar mahfili bulunmaktadir. Tek serefeli minaresi islemelerle bezenmistir. Dört kalin demir sütun üzerine oturan ve etrafi 16 pencereli olan kubbesinin saçaklari oyma yildizlarla çevrilidir. Kubbesinin içi de ayni sekilde zengin süslemeler tasir. Camide 17 pencere vardir. Caminin dört tarafinda çok güzel bir hatla yazilmis ayetler vardir. Birer saheser olan duvar levhalari sedef kakmali abanozdan yapilmistir.
YENI VALIDE KÜLLIYESI
Üsküdar'da, Hakimiyet-i Milliye Caddesi'nin Üsküdar Meydani ile birlestigi yerdedir. 1708-1710 yillari arasinda Emetullah Gülnus Valide Sultan adina, Sultan III. Ahmed tarafindan Mimar Bekir'e yaptirilmistir. Külliye bir cami, hünkar mahfili, türbe, sebil, muvakkithane, sibyan mektebi, dükkanlar, imaret ve çesmeden mütesekkildir.
Cami, etrafini kusatan bir dis avlunun içinde yer alir. Cami ve iç avlu, dis avluya göre daha yüksektir. Iç avluda güzel bir sadirvan bulunmaktadir. Cami, klasik üsluba göre yapilmistir. Bir büyük kubbe ve onu destekleyen dört yarim kubbesi vardir. Caminin çifte serefeli minareleri, klasik mimariyle yapilmis son minarelerdir. Caminin içi ise çinilerle bezenmistir.
Caminin dogu kösesinde, sonraki dönemlerde yapilmis, günümüzde oldukça bakimsiz durumda bulunan bir hünkar kasri yer alir. Dis avlu duvarinin güneydogu kösesinde türbe, sebil, muvakkithane ve çesmeler yanyana yer alir. Türbe Emetullah Gülnus Valide Sultan'a aittir. Sibyan Mektebi, imaret ve dükkanlar ise dis avlunun kuzey yönündedirler.
ZAL MAHMUD PASA KÜLLIYESI
Eyüp Ilçesi'nde, Defterdar Caddesi ile Zal Pasa Caddesi arasinda yer alir. Külliye bir cami, medrese, türbe ve çesmeden olusmaktadir. 1570'li yillarda Sadrazam Zal Mahmud Pasa ile esi Sah Sultan tarafindan yaptirilmistir. Mimar Sinan'in eseridir.
Külliyenin merkezini cami olusturmaktadir. Daha önceleri de birçok tamirat geçiren cami son olarak 1955-1963 yillari arasinda restore edilmistir. Iç avlu son cemaat yeri ile birlikte 17 sütun ve 15 kubbe ile çevrilidir. Ortada 8 sütunlu sadirvani vardir. Minaresi tek serefelidir. Caminin duvarlari tas ve tugla karisimidir. Cami büyük bir kubbe ile örtülüdür. Çini mihrabi ile mimberi kalem isleriyle süslüdür.
ZEYREK CAMII
Fatih Ilçesi'nde, Zeyrek'te, Ibadethane Sokagi'nda, Haliç'e hakim bir noktadadir. Bugün cami olarak kullanilan yapi aslinda II. Ioannes Komnenos'un esi Eirene tarafindan yaptirilan ve dönemin Istanbul'undaki en büyük manastirlardan olan Pantokrator Manastin'nin kilisesidir. Yapimi 1136'da tamamlanmistir. Latin isgali sirasinda Katolik rahipler tarafindan bu manastira el konulmustur. Istanbul'un fethinden sonra ise Fatih Sultan Mehmed tarafindan manastir medreseye, kilisesi de camiye çevrilmistir. Ilk müderrisi olan Molla Zeyrek Mehmed Efendi'den ötürü, Zeyrek Cami adini almistir. 18. yüzyil sonunda ciddi bir tamirden geçirilen cami uzun yillar harap halde kaldiktan sonra 1966' yilindan itibaren büyük ölçüde restore edilmistir. Fakat günümüzde yeniden bakima ve korunmaya muhtaç hale gelmistir.
Birbirine bitisik üç ayri yapidan olusan bina tugladan insa edilmistir. Binanin üzeri bes kubbe ile kaplanmistir. Tek serefeli bir minaresi vardir. Restorasyon çalismalari sirasinda ortaya çikarilan taban dösemeleri o dönemden günümüze kadar ulasan ender örneklerden biridir ve essiz güzelliktedir. |